Ucuz Dopamin Bitti Dediğim Gün

20 Ağustos 2025, Çarşamba, saat 17.47. Kamerayı açtım ve bir cümle kurdum: artık ucuz dopamin yok.
O cümleyi kurarken elimde bir plan yoktu. Bir liste de yoktu. Sadece bir tarih vardı. Bugün geriye bakınca o kaydın tek işe yarayan tarafının bu olduğunu düşünüyorum: bir gün ve bir saat. Ondan sonrası zaten şu üç kelimeye sığıyor — denedim, tuttu, tutmadı.
O gün ip atladım. Kayışla sırt çalıştım. Zar zor duran bir barfiks demirinde birkaç çekiş yaptım. Biraz gölge boks. Sonra duş. Bunları yazınca antrenman gibi duruyor, değildi. Üç dört aydır bedenimi hareket ettirmemiştim; o akşam yaptığım şeyin adı antrenman değil, hareketsizliği kırmaktı. Trapezlerimin esnemesinden aldığım tadı hatırlıyorum. Yaptığım işin ne kadar küçük olduğunu da hatırlıyorum. İkisi aynı anda doğru.
Öncesinde bir devre vardı. O kayıtta "direkten dönmüş olsam da depresyondaydım" mânâsında bir şey söyledim ve şunu ekledim: Allah kimseye yaşatmasın. Bugün de aynısını söylerim. O devrede kendimi salmıştım. Bu cümleyi buraya bir suçlama olarak değil, bir kayıt olarak koyuyorum — düşen kişiyi tekmelemenin kimseye faydası yok, ben dâhil.
Ucuz dopamin ile hakîki dopamin ayrımını da ilk defa o akşam kurdum. Sigara ve alkol zaten hayatımda yoktu. Sosyal medyayı bıraktım. Fast food'u bıraktım — kayıtta markanın adını vermedim, gerek de yoktu. Geriye kalan tarafta ne vardı: hareket, iş, ve gün sonunda hakikaten yorulmuş olmak.
Bunu bir usûl gibi anlatmak isterdim ama elimde öyle bir şey yok. Tuttuğunu ve tutmadığını ayırayım. Tutan: tarih atmak. "Bugünden itibaren" demek, "yakında" demekten kat kat işe yaradı. Tutmayan: verimliliği tek bir karara bağlamak. O akşam kendimi %1'den %100'e çıkmış gibi tarif ettim. Öyle olmadı. Sonraki haftalarda inişler oldu, ip günlerce köşede durdu.
Kendimi DEHB ve dopamin iptilası üzerinden tarif ediyorum. Bunu bir teşhis raporu gibi kurmuyorum; benim kendi hâlimi anlatmak için bulduğum en yakın tabir bu. Dikkatimin nereye gittiğini kontrol edemediğim günler var, gece yarısına kadar tek bir işten kalkmadığım günler de var. İkisi aynı adamın haftası.
Bir de hava meselesi var, ki bunu kimse yeterince ciddiye almıyor. Karadeniz kıyısında yılın iki yüz, iki yüz elli günü bu şekilde: kapalı, hafif yağmurlu. O akşam da öyleydi. Hava, çalışma nizamına şaka olmayan bir tesirde bulunuyor. Ben bunu senelerce irade meselesi sandım.
O kayıtta ertesi gün Çinli bir müşteriyle görüşmemiz olduğunu söylemişim; Çin ve ABD tarafına açılmayı konuşuyorduk. Aynı kaydın sonunda ise şu cümle var: "Teknoloji falan hikâye. Mühim olan karnımızı doyurabilmek, bunu olabildiğince organik yapabilmek. İş gelir sonradan." O iki cümleyi aynı beş dakika içinde kurmuşum. Hangisinin daha doğru olduğuna bugün de karar veremedim.
Kapatırken şunu soruyorum: son verdiğimiz kararın bir tarihi var mıydı — yoksa "artık şöyle yapacağım" cümlesini takvimsiz mi kurduk?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.