Eksiyi Sıfır Yapmak

O gün sabah yedi buçukta tavukları açmaya gittim. Hava kapalıydı, soğuktu, montu giymiştim. Anne tavuk ortalıkta yoktu, yavrulardan biri kümesin köşesinde durup bana baktı, ben ona baktım, gelmedi. Mamayı koydum, suya baktım, geri döndüm. Sabah namazı kılınmıştı, kod tarafında birkaç iş vardı, onları hallettim. Öğleden sonra yukarı çıkıp bir video çekecektim; scriptin son hâlini de sabah bitirdim.
Kamerayı açmamın sebebi ne tavuklardı ne de o video. Aklıma bir düzeltme geldi ve unutmadan söylemek istedim.
İlk bölümlerde sık sık "sıfırı bir yapmak"tan bahsediyorum. O tabiri yanlış kullanmışım. Çünkü sıfırı bir yapmıyoruz — henüz sıfır olmadık. Önce eksiyi sıfır yapacağız.
Aradaki farkın lafzî olmadığını o gün anlatmaya çalıştım, bugün de aynı yerde duruyorum. Sıfırdayken hareket kabiliyetin zaten dar oluyor; alabileceğin risk küçülüyor. Eksideyken bu çok daha dar. Eksideki adamın attığı her adım önce geçmişe gidiyor, ancak ondan artanı ileriye. Ama işin bana kuvvet veren tarafı da tam burada: eksiyi sıfır yapabiliyorsam, sıfırı bir yapmak daha kolay olacak demektir. Sıfırdan bire çıkmak disiplin istiyorsa, eksiden sıfıra çıkmak daha fazlasını istiyor. Ve o disiplin, sıfıra varılınca ortadan kaybolmuyor; itiyad hâline geliyor.
Eksinin bugünkü rakamını yazmıyorum. O kayıtta bir rakam söyledim, aynı devrenin başka kayıtlarında başka rakamlar var, hangisinin doğru olduğunu bugün kat'î olarak söyleyemem. Askerdeyim, hesabın bugünkü hâlini de bilmiyorum. Bilmediğim bir rakamı buraya yazmak, arşivin tamamını şüpheli hâle getirir.
O gün öğleden sonra çektiğim video Fütûhu'l-Gayb'ın üçüncü makalesiydi — dertlerin hakikaten dert mi yoksa lütuf mu olduğu mevzuu. Geçen hafta bu sitede o makalenin yazısı çıktı; vlogda gördüğünüz masa, o yazının çekildiği masadır. Bir mevzuun iki kanalda iki ayrı şekilde durması hoşuma gidiyor: orada niçini, burada o günün kendisini anlatıyorum.
Bir de o kayıtta bir hata var, düzeltiyorum. YouTube'da para kazanma eşiğini "beş yüz abone ve üç bin saat izlenme" diye söylemişim. Doğrusu bin abone ve dört bin saat izlenme süresi. O tarihte izlenme süresi altı yüz küsur saatti; yani sandığımdan hayli uzaktaydım. Aboneye gelince, Ocak ortasında, doğum günümde bin aboneyi geçtim. Kasım sonunda ilk videoyu atmıştım, iki ay olmamıştı. Ne hissetmem gerektiğini bilemedim, hâlâ da bilmiyorum. O gün camiye gittim.
O bölümde kurduğum ve bugün de arkasında durduğum cümle şu: ben yapabiliyorsam sen de yaparsın; benim senden bir üstünlüğüm yok. Bunu bir tevazu cümlesi olsun diye söylemiyorum. Bu kanalın tamamı bunun üzerine kurulu. Elimde saklanan bir usûl, kimseye söylemediğim bir kısa yol yok. Olan biteni kayda alıyorum, o kadar. Kırdım da demiyorum; kırıyorum, kırmaya devam ediyorum — çünkü her gün yenisi ekleniyor.
Buraya bir şey daha not düşeyim, çünkü arşivde iyi tarafı yazıp kötü tarafı yazmamak olmaz: aynı kayıtta, birkaç gün önce yardım vaadiyle gelen birinin sesinin kesildiğinden bahsediyorum. Ümitlenmiştim. O ümidin kendisi güzeldi, neticesi olmadı. Hakkım helâl olsun. Şu kadarını öğrendim: gölge etmeyen, ihsandan sayılır.
Ve bu, arşivin son kaydı. Otuz gün boyunca on beş video ve on beş vlog bölümünü tekrar açtım, yeniden yazdım, birkaç yerde de kendi söylediğimi düzelttim. Bugün nerede olduğumu son kez yazayım: askerlik Şubat'ta başladı ve devam ediyor, ajans kapalı, iki kanal da altı aydır sessiz, borcun bugünkü rakamını bilmiyorum. Bunlar gizlenecek şeyler değil; kaydın kendisi bunlar.
Bir arşivi doldurmanın da eksiyi sıfır yapmaktan pek farkı yokmuş. Altı aylık boşluğun yerine bir şey koymak, ileri gitmek sayılmıyor — sadece geriye düşülen yeri kapatıyor. Ama kapanmadan ileri de gidilmiyor.
Defteri kapatmıyorum, açık bırakıyorum. Sıradaki sayfada ne yazacağını bilmiyorum; sayfanın boş durduğunu biliyorum.
Kendime ve buraya kadar okuyana bıraktığım sual şu: bugün ileri gitmek diye gördüğüm şeyin ne kadarı hakikaten ileri, ne kadarı geriye düşülen yeri kapatmak — ve ikisini birbirinden ayırmadan yürümeye devam edebilir miyim?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.
Ne Kadar Az Dua Ettiğimi Fark Ettim
Uykusuz bir sabah, toprağa bastığım yarım saat ve tanımadığım biriyle otuz dakikalık bir görüşme. O gün kendime düştüğüm not.