Ne Kadar Az Dua Ettiğimi Fark Ettim

O sabah yedi civarında kalktım. Sabah namazını kıldım ama gece uyuduğumu söyleyemem; parça parça uyanıp durdum, rüyalar kötüydü. Cumadan beri kafamda bir ağırlık vardı ve pazartesiye kadar dağılmadı. Uygulamayı çıkaramamıştım. Bir süredir satış da kovalamıyordum. Maddî tarafta bunalmıştım, bunu saklamanın mânâsı yok.
Öğleye doğru kamerayı açtım, ayakkabımı çıkardım ve toprağa bastım. Yarım saat kadar hiçbir şey yapmadan oturdum, telefonu kapattım. Bunu haftalardır yapmıyordum. Kendime kızmadım; sadece fark ettim ki yapmayınca gün büsbütün başka bir şeye dönüşüyor.
Sonra mutfak masasına oturdum ve altı saat oradan kalkmadım. O altı saatte ne düşündüğümü tek tek yazacak değilim. Kalktığımda ise günün asıl hâdisesi olmuştu.
YouTube'daki bir videodan bana ulaşan biriyle otuz kırk dakika kadar görüştük. Telefonum bozuk olduğu için aramayı açamıyordum, Google Meet'ten konuştuk. Tanımadığım biriydi. Konuşma bitince şunu gördüm: aylardır kafamı meşgul eden meselelerin tamamı tek bir insanın yardımıyla çözülebilecek meselelermiş.
Ve üzüldüm. O gün kamera karşısında da söyledim, burada da aynısını yazıyorum: bir insanın çözebileceği bir şey için Allah'a ne kadar az dua ettiğimi fark ettim. İnsan vâsıta, sebep O. O videonun o kişinin karşısına düşmesi de, benim o yoruma cevap yazmam da ayrı ayrı birer tesadüf gibi duruyordu, öyle olmadığını ikimiz de biliyorduk.
Aralık 2024'ten o güne kadar beni yataktan kaldırmayan bir ağırlık vardı. Otuz dakikalık bir görüşmenin o ağırlığın altından girebileceğini görmek, insanı sevindirmiyor sadece — biraz da mahcup ediyor. Kendi mahcubiyetimden bahsediyorum. Ettiğim dualar saatler süren, binlerce kelimelik dualar değildi. Az etmişim. Günlerce, haftalarca etmem gerekirken az etmişim.
O devrede üç aya yakındır beş vakti tutturabiliyordum ve Kur'an'ı ikinci kez okuyordum; Nuh sûresindeydim. Kayıtta "beş vakit değil on vakit kılmam gerekiyormuş" diye bir cümle kurmuşum. O cümle bir hedef değil, o anki hissin ölçüsüzlüğü. Kimseye bir vazife dağıtmıyorum, kendim için de bir çıta koymuş değilim. Sadece o gün öyle hissettim ve kaydettim.
Bir de biriktirme meselesi vardı kafamda. Elde ne varsa tutmak, sonra tutulanın üstüne bir daha tutmak. O gün ters tarafa baktım: verilmeyen şeyin insanı hakikaten emniyette tuttuğuna dair elimde bir delil yok.
Bugünden bir not düşmem lâzım. O görüşmeden sonra o kişiden ses çıkmadı. Ben de bir daha ulaşamadım. O gün duyduğum ümidi buraya yanlış çıkmış bir kayıt olarak bırakıyorum — hakkım helâl olsun, anlık bir heves idiyse de sağlık olsun. Ama fark ettiğim şey yanlış çıkmadı. Vâsıta çekilince fark ettiğim şey yerinde kaldı.
Bu günlüğü yazarken de aynı eksiği taşıyorum, onu da söyleyeyim. Kendime sorduğum sual şu: bu meseleyi çözebilecek insanı bulmak için kaç kapı çaldım — ve aynı mesele için kaç defa el açtım?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.