Tarihini bilmediğim bir pazartesi

Kamerayı açtığımda saat üçe geliyordu. Pazartesi olduğunu biliyordum ama tarihi bilmiyordum, kayda düşen ilk cümlem de bu oldu: "Pazartesi, tarihi bilmiyorum." Geriye dönüp baktığımda o devrenin hâlini bütün öbür cümlelerimden daha iyi anlatan cümle bu.
Dolaptan boks ayakkabılarını çıkardım. Bayağıdır giymemiştim. Ayağıma geçirdiğim anda iyi hissettirdi — bedenin hâtırası zihninkinden sağlam oluyor galiba. Sonra onları da çıkarıp koşu ayakkabılarını giydim. Yanıma telefonu, biraz nakdi, bir banka kartını ve ehliyetimi aldım. Kimliğim kayıptı. İnsan kimliğinin kayıp olduğunu ancak dışarı çıkacağı gün fark ediyor.
Tansiyonum yüksekti. Hamlamıştım; bunu gizlemenin bir mânâsı yok, aylardır masa başındaydım ve bedenimi işin bir masrafı gibi görüyordum. Nereye kadar gideceğimi bilmeden çıktım. Yokuş aşağı indim, döndüm. Sağ dizimin sağ tarafı ağrıdı. Hamlıktan olduğunu düşündüm, açıldıkça geçer dedim.
Şunu kaydetmek istiyorum, çünkü o gün beni asıl şaşırtan bu oldu: ciğerlerim açılınca zihnim de açıldı. Koşarken kendimle konuşuyordum. Aylardır yapamadığım şey tam olarak buydu. Ekranla konuşuyordum, müşteriyle konuşuyordum, kendimle konuşmuyordum.
Bir şeyi de atlamak istemiyorum: o günlerde sigara duruyordu. Kamerada ondan hiç bahsetmedim. Ciğerlerinin açıldığını söyleyen adam, akşam aynı ciğerleri kapatıyordu. Bunu bir itiraf diye yazmıyorum, bir kayıt diye yazıyorum. O devrede sıhhatle iş birbirini yiyordu ve ortada kalan şey bedenimdi.
Eve dönüp duş aldım. Sonra tavuklara gittim, köpekleri saldım, sobayı yakmaya çalıştım. Odunlar nemliydi, zor yanıyordu; gazete yaka yaka kurutmaya çalıştım. Kışa giriyorduk, akşamlar serinlemişti.
Sobanın külünü aldım. O külü tavukların altına koyuyoruz; onlar da külde yuvarlanıp bitini, piresini döküyor. Yani sobada yanan odunun artığı, tavuğun banyosu oluyor. Orada bir müddet durdum: burada hiçbir şey atık değil, her şey dönüşüm hâlinde. Atalarımızın nizamı da böyleymiş — yaktığı şeyin külü bile birinin işine yarıyormuş.
Aklıma o gün şu geldi ve kaydetmeye değer buldum: odunun külünü tavuğun banyosuna çeviren bir nizamın ortasında yaşarken, ben kendi yorgunluğumu hiçbir şeye çeviremiyordum. Onu sadece biriktiriyordum.
Kaydın bir yerinde "bunu her gün tekrar edeceğim, çünkü çok iyi hissediyorum" demişim. Hem manen hem madden. Her gün tekrar edemedim. Bunu da yazıyorum; çünkü tutulmayan sözü kayıttan silmek, kaydı kayıt olmaktan çıkarır.
Bu satırları bugün, üniformalı yazıyorum. Şubat'tan beri askerdeyim ve sıhhat bahsi burada bambaşka bir yere oturdu: bedenim artık benim tasarrufumda değil, ve o devrede kendi irademle yapamadığım şeylerin bir kısmını burada mecburen yapıyorum. Bundan bir hüküm çıkarmıyorum. Sadece not düşüyorum.
Kaydın sonunda kendi kendime söylediğim cümle şuydu: "Sadece susulur, dinlenir ve izlenir."
O gün bedenime ayırdığım bir saati, işten çalınmış bir saat sayıyordum. Şimdi merak ettiğim şey şu: son bir ayda bedenime ayırdığım vakti hangi hânenin gideri yazdım?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.