Önce ruh, sonra zihin, sonra iş

18 Kasım 2025. Kaydı bahçede açtım. Bir tarafım tavuk kümesi, bir tarafım tarla. Kameraya sorduğum sual şuydu: modern hayat dedikleri bu mu oluyor? Köyde yaşayıp tarımla, hayvancılıkla uğraşırken aynı gün uygulama geliştirmek, muhtevâ çekmek, medya işi yapmak. Zamanın bütün imkânlarını aynı anda kullanmak.
Kodun %99'unu yapay zekâ yazıyordu. Bana doğrulamak ve merhaleleri ilerletmek kalıyordu. Kullandığım geliştirme programı da o günlerde ücretsizdi — Google'ın Antigravity'si. Yani üniversitedeki kod yazma zamanlarım geri gelmişti ama bambaşka bir şekilde: artık yazan ben değildim, kontrol eden bendim.
O günlerin nizamı şuydu. Saat 5.43'te kalkıyordum, hava aydınlanmamış oluyordu. Teheccüt, dua, abdest, namaz. Kayda düşen cümlem: "Şu ses varken uyuyamazsın." Sonra kümes, sonra koşu.
Bir de hata var, onu da yazayım. Bir sabah önce kendi karnımı doyurmuşum. Tavuklar aç kalmış, gece kümesi kapatmayı unutmuşum, açıkta kalmışlar, suları da bitmiş. Kamerada kendime söylediğim tek kelime "mes'ûliyet" oldu. Kendimi dövmedim, gidip karınlarını doyurdum. Ama şu kaldı aklımda: mes'ûliyet dediğimiz şey bir his değil, bir sıra meselesi. Sıra bozulunca kimse sana bağırmıyor; sadece bir yerlerde biri susuz kalıyor.
6.45 civarı koşuya çıktım, hava karanlıktı. Yataktan kalkmak istemediğimi fark etmiştim ve bunu koşmak için iyi bir sebep saydım. Dönüşte barfiks çektim. Sonra çay, sade bir masa, iki kitap. O gün kendime verdiğim vazife beş altı yüz sayfa okuyup bir video metni çıkarmaktı. Haftanın nizamı da oturmuştu: pazartesi metin, salı çekim, çarşamba kurgu, perşembe paketleme, cuma plânlama, hafta sonu tanıtım ve pazar yayın. Boşta kalan saatlerde bir sonraki haftanın videosunu araştırıyordum.
Bunların hepsini yazıyorum ama günün asıl hâdisesi bunlar değil.
O gün, yaklaşık bir senelik yapay zekâ şirketi teşebbüsünü fiilen bitirdim. Kafamdaki gâye ve hedefler duruyordu, onları bırakmadım; ama işletmelerle, ajans müşterileriyle çalışmayı durdurdum. Maddî olarak büyük zarardı. Manen ise ders doluydu.
Kamerada söylediğim cümleyi olduğu gibi buraya alıyorum, çünkü bu günlüğün varlık sebebi o cümledir:
Öğrendiğim en mühim derslerden biri şu: asla parayı kovalamamak ve parayı kovalayan müşterilerle çalışmamak.
Sebebi de basit. Parayı kovalayan bir müşteri kendi işinde sıkıştığı anda senin hakkını vermiyor. Çünkü hakla, adaletle veya yaptığın işin kalitesiyle değil; sadece maddiyatla düşünüyor. Bunu bir ahlâk dersi olarak öğrenmedim, faturasını ödeyerek öğrendim.
Bölümün adını da o günlerde koymuşum: önce ruh, sonra zihin, sonra iş. Şunu açıkça yazayım — bu bir kaide değil, benim sıram. "Ruhunu düzeltmeyen iş kuramaz" gibi bir hüküm çıkarmıyorum, çünkü ruhu darmadağınıkken iş kurmuş, sonra düzelmiş insanlar tanıyorum. Benim tecrübem şu: ben o sırayı tersinden denedim, iş elimde kaldı.
Kafamdaki gâye bugün de duruyor. Bugün aldığı şekil KAM — kam.run — kişisel asistan modeli; şu an beta pilot hâlinde. Yani ispatlanmış bir şey değil, denenen bir şey. Bunu da bilerek yazıyorum.
Ve şu suali bırakıyorum: son bir yılda yaptığım işlerin kaçı, işin kendisi için yapıldı; kaçı, paranın kendisi için?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.