Kafa Durmuyorsa Vücudu Çalıştırmak

O bölümü çektiğim gün pazardı ve kırsalda pazar dinlenme günü değildi. Sabah pazara gidildi, evde bir hasta vardı, ev temizlendi, odun taşındı, çıra kesildi, tavuklara mutfak atığı götürüldü. Arada da vlogların kurgusu ve akşama kalan bir build işi. İki gün önce yapılacaktı, olmadı.
Kaydı açtığımda evin etrafında yürüyordum. Yürümemin sebebi manzara değildi. On dakikadır masanın başında oturuyordum ve hiçbir şey yapamıyordum. Gözüm açıktı, kafamın içi doluydu, elim hareket etmiyordu. O hâli o devrede günde yedi sekiz kere yaşıyordum ve nerede kaldığımı da unutuyordum; not defteri o yüzden vardı.
O hâlin bir adı olduğunu geç öğrendim. Dikkat dağınıklığı tarafında bunun için kullanılan bir tabir var, ben de o tabiri yirmi beş yaşımda duydum. Duyduğumda içimde bir burukluk oldu — lise ve üniversite senelerini düşündüm. Sonra bıraktım: bir ismin geriye dönük tamir edeceği bir şey yok. Ancak bugüne bakmayı kolaylaştırıyor.
O gün kamera karşısında kurduğum cümle şuydu: kafa durmuyorsa vücudu çalıştıracaksın. Bugün de aynısını söylerdim. Ama bir kayıt düşerek: bu bir reçete değil, o gün elimde olan şeydi. Yürüdüm. Sonra annemin arabasıyla sahile inip koştum — bir saatte on beş kilometre kadar. Sağ dizim çekmeye başladı, hamlık sanırım. Dönüşte bahçede barfiks ve şınav, ardından otuz saniyelik soğuk duş.
Hesabını da o gün yaptım: yürüyüşler on beş yirmi dakika, koşu kırk beş, duş ve toparlanma derken günün bir saati oraya gitti. İşe bakarsan kayıp. Ama o bir saati vermeyince geri kalan sekiz saat de gelmiyordu. Kaybın hangisi olduğuna hâlâ tam karar vermiş değilim.
O devrede yetmiş beş kilodan altmış üçe düşmüştüm. Sebebi antrenman değildi, stresti; yemek yiyemiyordum. Kayıtta buna "fena değil bence" demişim. Bugün öyle demezdim, ama o gün öyle hissettiğim de doğru.
Aynı kayıtta bir rakam da verdim: ana borç için bir rakam, faiziyle birlikte başka bir rakam. Aynı devrenin başka kayıtlarında bu rakamlar birbirini tutmuyor, o yüzden buraya bir toplam yazmıyorum. Yazabileceğim şey şu: o sabah bankaya gittim, genç kredisi için sorabilir miyim diye. O gün ödenmesi gereken bir taksit vardı ve hesabımdaki para onun çok altındaydı. Aradaki fark hane sayısıyla ölçülüyordu.
Bir de bugünden düşülmesi gereken bir not var. O bölümde askerliğin Mayıs'a ertelendiğini söylüyorum ve plânımı ona göre kuruyorum; tutmadı — Şubat 2026'da askere gittim, on iki haftalık komando temel kursunun ardından kıtaya geçtim ve bu satırları yazarken hâlâ oradayım. O gün öyle plânlanmıştı, öyle olmadı; not düşüyorum, dövünmüyorum.
Kayıtta hoşuma gitmeyen bir taraf da var. "Kendini zorla" cümlesini gereğinden çok tekrar etmişim. O tekrarın bir kısmı kendime bağırıştı, biliyorum. Ama kamera karşısında söylenince emir zincirine benziyor. Soğuk duş bir fazîlet değil; otuz saniyelik bir su. Koşu da bir ölçü değil. O gün denediğim şeyler bunlardı, hepsi bu. Birine yürümek zor gelir, birine oturmak. Herkesin zor tarafı aynı yerde durmuyor.
Şu sualı o günkü hâlime değil bugüne soruyorum: bir gün içinde hiç hareket etmediğim en uzun müddet ne kadar — ve o müddeti uzatan şey iş miydi, yoksa masanın başında beklemeyi iş sanmam mı?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.