Henüz Ciddiye Alınmadığım Gün

15 Eylül 2025. Saat ikide motora bindim. Mahallî bir işletmeye teklif götürüyordum. Çıkarken kamerayı açıp "şans dileyin" demişim; Allah izin verirse üç dört müşterimiz olacaktı.
Akşamüstü eve döndüm. Görüşme istediğim gibi gitmedi.
Nasıl gitmediğini tarif etmek kolay değil, çünkü kaba bir hayır yoktu. Kapı yüzüme kapanmadı, kimse ters bir söz söylemedi. Sadece masanın öbür tarafında, ilk dakikalarda, bir mesafe vardı. Anlattığım şey duyuldu ama tartılmadı.
O akşam kayda şunu söylemişim: ya biz donanımızı, tecrübemizi, kabiliyetimizi gösteremiyoruz; ya da karşımızdaki görmek istemiyor. Aradan bir yıl geçti. Bugün ikisinin de aynı anda hakîki olabileceğini düşünüyorum. Ama sadece birincisi benim elimde.
Karşı tarafı kötü adama çevirmeyeceğim, çünkü değildi. Yirmi beş yaşında biri motorla geliyor, masaya oturuyor, bir hizmet anlatıyor. Adamın elinde benim işimi gösteren bir delil yok. Sahip olduğu tek şey benim cümlelerim ve bir de o güne kadar aynı cümleleri kurmuş kaç kişiyle karşılaştığı. Onun yerinde olsam ben de bir müddet beklerdim.
Kendimi de mağdur yerine koymayacağım. O görüşmeden kırgın çıktım — bunu saklamıyorum, birkaç gün kırgın kaldım. Ama kırgınlık bir tahlil aleti değil. Hiçbir şeyi düzeltmiyor, sadece meseleyi masanın öbür tarafına taşıyor.
Asıl kayıt şu: o devrede şirket, nakit akışını ayakta tutmak için her şeyi yapan bir müessese hâline gelmişti. Teknik ekip bendim. Satış tarafı da bendim. Web sitesi kuruyorduk, altyapı kuruyorduk, otomasyon kuruyorduk, danışmanlık veriyorduk. Şirket kendi kendini döndürüyordu; cebe bir şey kalmıyordu. Zaten çok da bir şey beklemiyordum, bir müddet daha bu şekilde idare edilebilirdi.
Ama şunu o gün de biliyordum: her şeyi yapan bir şirketin teklifi net olmaz. Net olmayan teklif de masada ağırlık üretmez. Yani belki mesele masanın karşı tarafında değil, ortada duran teklifin kendisindeydi. Bir şeyi çok iyi yapan bir ekip olmak ile her şeyi yapabilen bir ekip olmak arasındaki farkı, o restoranın masasında öğrendim.
Ne zaman düzelttim? Tam düzeltmedim. Hizmeti dijitalleştirince bunun üstesinden geleceğimizi düşünüyordum, "az kaldı" diyordum. Az kalmamıştı.
On dokuz yaşımdan beri kendi işimi kurmaya çalışıyorum. O gün yirmi beşimdeydim. Altı yılın büyük bölümü "henüz" merhalesinde geçti — henüz tanınmadığımız, henüz elimizde bir delilin olmadığı, henüz sözümüzün arkasında bir sicilin durmadığı merhale. Bu merhalenin bir mahzuru var: insan içindeyken ne kadar süreceğini bilmiyor.
Ders yok. Kayıt şu: bir teklif götürdüm, tutmadı, sebebini tam bilmiyorum, iki ihtimalden birini düzeltebilirim, o gün düzeltmedim.
Bir sual bırakıyorum:
Bir masada ciddiye alınmayı, karşımızdakinin insafına mı bırakıyoruz, yoksa teklifimizin netliğine mi?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.