Arabada Geçen Bir İş Seyahati

Eylül 2025'ti. Samsun'dan çıktım, önümde sekiz yüz elli kilometre vardı. Belki dokuz yüz, tam bilmiyordum. Uzun zamandır şehir dışına çıkmamıştım; aylardır evde, bilgisayarın başında oturuyordum. Arada bir kafeye taşınmak, dışarıda çalışmak sayılmıyor.
Kavak'ı geçtim. Çakallı'da menemenciye durdum. Karnım doydu, enerjim yerine geldi — o gün kayda böyle söylemişim, aynen öyleydi.
Kuzey Marmara'ya girdiğimde kaos başladı. Havada bir değişiklik oldu, boğazım tıkandı, egzoz kokusu. O gün İstanbul'da iki görüşmem vardı. Biri mevcut müşterimizleydi: ekiple tanışacak, orada kurulması gereken iki fiziksel altyapıyı halledecektim — bilgi emniyetiyle alâkalı işler. O görüşme tam beklediğim gibi geçti. İkincisi bir satış görüşmesiydi. Dallandı. Konu istemediğim yerlere çekildi. Menfî kapanmadı ama müsbet de kapanmadı; "sonradan haberleşiriz" ile ayrıldık. Güzel şeyler bekliyordum, olmadı.
Saat dokuzda işim bitti. Onda İstanbul'dan çıkmıştım. Durmadım. Şehirde bir bunaltı bastı, daraldım.
Sonra Eskişehir. Üç yüz kilometre. Kuzenim Berkay'ın evinde bir gece. Ertesi gün ekip arkadaşımla toplantı, ardından Ankara.
O devrenin ortasında ödenmesi gereken bir ödeme vardı: 25.000 lira. O gün elimde yoktu. Trafikte bulunacak bir şey de değildi; sabah erken kalkıp bir yolunu bulmam gerekiyordu. Bu rakamı buraya o tarihe ait olduğu için yazıyorum. Bugünkü hâlin rakamı bende yok, olmayan rakamı da yazmam.
Bir abinin anlattığı bir cümle o hafta aklımdan çıkmadı: bizim nizamda pazartesi para lazım, salı para, çarşamba para, perşembe yine para, cuma yine para; cumartesi rahat yatarsın. Gülerek anlatmıştı. O hafta gülmeden anladım.
Bir gece arabayı bir mektebin bahçesine çektim. Otel bütçesi yoktu. Kamerayı açıp "hiç şikâyetim yok, güzel bir gün geçirdim" demişim. Bugün o cümleyi okuyunca kendimi biraz fazla iyimser buluyorum — ama yalan da söylememişim. İkisi aynı anda hakîkiydi.
Şunu kaydetmek istiyorum: "iş seyahatindeyim" cümlesi kurulduğunda kimsenin aklına arabanın arka koltuğu gelmiyor. Ben de o cümleyi o hafta defalarca kurdum ve düzeltmedim. Yalan değildi. Eksikti.
Dönüşte Havza'ya yaklaşırken inanılmaz bir yağmur bastırdı. Uzun zamandır öyle yağmur görmemiştim. Ağustos sonu, Eylül başı. Üç gün evimden uzaktım, arabada yaşadım, anlatılamayacak kadar yorulmuştum.
13 Eylül Cumartesi. Duştan yeni çıkmıştım, saçımı geriye yapıştırmıştım. Hafta hareketliydi: Ankara, Eskişehir, İstanbul. Birkaç potansiyel müşteriyle görüşüldü, birkaç satış yapıldı, bir satış yapılmadı, bir ödeme borç kaldı. İmtihan gibi bir haftaydı ve verdim sayılır.
Ders çıkarmıyorum. Kaydediyorum.
Bir sual bırakayım, cevabını kendime de aradığım için:
Yaptığımız işin hakîki hâliyle, o işi anlatırken kurduğumuz cümle arasındaki mesafeyi en son ne zaman ölçtük?
Allah'a emanet olun.
Diğer kayıtlar
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.
Neden Kimse Seni Kurtaramaz?
Fütûhu'l-Gayb'ın altıncı makalesi 'halkı bırakmak' diyor. Dağa çıkmak değil bu: insanların elinde bir güç olmadığını hakîkaten bilmek.