Sekiz tane aynı günü yaşamak
20 Ağustos 2026
Selâmün aleyküm,
Altı aydır iki kanalda da tek video yok. Askerlik Şubat'ta başladı ve devam ediyor. Sessizliğin bir kısmı bundan; ama tamamı değil, çünkü sessizlik ondan önce başlamıştı. Bugün giren günlük tam oraya bakıyor.
Eylül 2025. Köydeyim. Günün iskeleti sağlam görünüyor: sabah dokuzda dört saatlik bir derin odak bloğu, günün bütün işi orada bitiyor, sonrası serbest. Defter, laptop, bir kafe. Kâğıt üstünde düzgün bir gün.
Ama o Eylül'e gelirken arkamda uzun bir devre vardı. Kendi kaydımda "asgarî sekiz aylık bir depresyon" diye geçiyor. Bunu bir tabîb koymadı; kendi hâlimi öyle tarif ettim. O devreden aklımda tek bir cümle kaldı: insan sekiz tane aynı günü yaşar mı? Yaşadım. Bunun bir irade meselesi olmadığını bugün daha iyi biliyorum ve şunu da bir cümleyle söyleyip geçeyim: böyle bir hâlde bir hekime gitmek zayıflık değil, tedbirdir.
20 Eylül Cumartesi yürümeye karar verdim. Plan yoktu. On ile yirmi kilometre hesaplıyordum. Sırt çantasını alıp çıktım, çünkü içimden bir şey sadece "çık" diye bağırıyordu. Üç dört kilometre sonra yağmur bastırdı; "bu yol nasıl bitecek" derken biri kornaya bastı, sağda durdu ve beni aldı. Metin abi. Yürüyüş yarıda kaldı.
Birkaç gün sonra gece yarısı Samsun'dan otobüse bindim ve İzmir'e gitmeye karar verdim. Karar on beş dakika sürdü.
Bugünden bakınca ikisinin aynı şeyin iki hâli olduğunu görüyorum. İkisi de "kalk" demenin bir yoluydu. Aradaki fark şu: birini yarıda bıraktım, diğerini bitirdim — ve ikisinde de bir plan yoktu. Uzun bir durgunluktan çıkarken elimizde nadiren plan oluyor; umûmiyetle sadece bir hareket oluyor.
Bir şeyi daha kaydetmek istiyorum, çünkü o günlerin en tuhaf tarafı buydu: dışarıdan bakıldığında nizam yerindeydi. Dört saatlik blok işliyordu, işler dönüyordu, bahçe vardı, tavuklar vardı, sabah kahvesinin yerine bitki çayı koyacak kadar da bir dikkatim vardı. Yani çöküş, çökmüş bir günün içinde durmuyordu. Düzgün görünen günlerin üst üste binmesiyle oluşuyordu ve tam bu yüzden fark edilmesi geç oldu.
O yüzden o Eylül'de bende değişen şey bir karar değil, bir dikkat oldu. Saati bir müddet hayatımdan çıkarmaya karar verdim — sürekli bir şeye yetişmeye çalıştığımı fark ettiğim için. Bunu bir usûl olarak teklif etmiyorum; sadece o ay tuttuğunu söylüyorum.
Günlüğün tamamı — tavuklar, saati hayattan çıkarma kararı, Afyon molası — burada:
https://berkehalilbayraktar.com/blog/yuruyus-ve-ani-izmir-karari
Bu haftalık tek sual:
Bir yerde fazla uzun kaldığımızı bize kim haber veriyor — takvim mi, beden mi, yoksa hiç kimse mi?
Allah'a emanet olun.
Berke