Batarken verilen bir söz
1 Eylül 2026
Selâmün aleyküm,
Bu, arşivin şu ana kadarki en açık kaydı. Aynı günün — 7 Aralık 2025'in — akşamına ait. Sabahını geçen sefer göndermiştim: kümes, kediler, odun ve bir borç dökümü. Akşamı ise başka bir şey. O akşam sobayı yakıp kamerayı açtım, birkaç dakika konuşacaktım, yirmi dakika olmuş. Ve o yirmi dakikada söylediğim üç şey bugüne kadar geldi.
Asıl mesele.
Birincisi, ajansı bıraktım. Sebebi kızgınlık değildi. Yapay zekânın Türkiye'deki karşılığı henüz kurulmamıştı; iki binlerin başındaki internet gibiydik. İnsanlar adını biliyor, ne işe yaradığını bilmiyordu. Bilinmeyen şeyin kıymeti verilmiyor — bu müşterinin kusuru değil, mecranın ham olması. Ama benim tarafımda neticesi belliydi: oradan gelecek paraya güvenerek iş yaptım ve o hâle düştüm.
İkincisi, borç. O akşam kameraya "faizleriyle beraber bir milyona yaklaştı" dedim. Aynı günün sabahındaki döküm bu rakamı tutmuyor ve hangisinin doğru olduğunu bugün de bilmiyorum; o yüzden ikisini de olduğu gibi bırakıyorum. Bildiğim tek şey şu: altı aydır ödediğim ek hesabın rakamı hiç düşmemişti, çünkü ödediğim şey faizdi.
Üçüncüsü, ve asıl mesele bu: o akşam mal biriktirmemeye karar verdim. Kur'an'ı mealinden ikinci defa okuyordum ve mal biriktirenlere yönelik sitem sürekli önüme çıkıyordu. Kazandığımın onda biri zekâtsa yüzde yirmi, yüzde otuz vermeye çalışacağıma söz verdim. Bir vakıf hayali kurdum. Elimde 260 lira olan bir adamın kurduğu bir vakıf hayali.
Bu cümleyi havada bırakmamak için bir şey daha söylemem gerekiyordu ve söyledim: 2024'e kadar hakîkaten iyi para kazandım. Yirmi üç yaşındaydım, asgari ücret sekiz bin liraydı, ben ayda doksan-yüz bin lira kazanıyordum. Kıymetini bilemedim. Nereye gittiğini de günlükte tek tek yazdım. Bunu kendime sövmek için değil, kaydın eksik kalmaması için yazıyorum. Kendine sövmek işi kolaylaştırmıyor, sadece kaydı bulandırıyor.
O akşam iki ismi de ilk defa yüksek sesle söyledim — bir topluluk ve bir yapay zekâ asistanı. İkisinin de nasıl çıkacağına dair hiçbir fikrim yoktu; "belki de bu konuştuklarımın hiçbiri gerçekleşmez" dedim. İkisi de bugün var. Ne olduklarını ve hangi rakamın zayıf çıktığını da saklamadan günlüğün sonuna yazdım.
O akşamın en çok tekrar ettiğim cümlesi şuydu: meselemiz para olsun. Maddî tarafta bir sene geriye gitmiştim. Başka bir tarafta ilerlemiştim. İkisi de aynı senenin içinde oldu ve ikisi de aynı derecede hakîki.
Günlüğün tamamı: https://berkehalilbayraktar.com/blog/ver-ki-vereyim
Bu haftanın sualı:
Verebilecek hâle gelmek için önce zengin olmak mı gerekiyor, yoksa verme âdeti insanın cebinde elli lira varken mi kuruluyor?
Allah'a emanet olun.