Bedenimi işin masrafı saydığım devre
22 Ağustos 2026
Selâmün aleyküm,
Bugün arşivden bir günlük açıldı; yazı değil, günlük. Aradaki fark şu: yazı toparlanmış hâldir, günlük ise ham. Bunu yazan adam o gün ne düşündüyse onu yazmış, cilalamamış. Askerlik devam ettiği için yeni çekim yok; ama geride kayda geçmiş, yazıya hiç dökülmemiş günler var. Bugünkü onlardan biri.
Tarihi bilmediğim bir gün
Kaydı açtığımda saat üçe geliyordu. Pazartesi olduğunu biliyordum, tarihi bilmiyordum. O tek cümle, o devrenin hâlini benim bütün öbür cümlelerimden daha iyi anlatıyor. Günler birbirinin üstüne biniyordu ve ben onları saymayı bırakmıştım.
O gün dolaptan boks ayakkabılarını çıkardım. Bayağıdır giymemiştim. Tansiyonum yüksekti, hamlamıştım. Aylardır masa başındaydım ve — bunu şimdi daha net görüyorum — bedenimi işin bir masrafı gibi görüyordum. Kesilmesi gereken bir gider kalemi gibi.
Ciğer açılınca zihin de açılıyor
Koştum. Nereye kadar gideceğimi bilmeden çıktım, döndüm, sağ dizim ağrıdı. Ama o gün beni asıl şaşırtan bu değildi: ciğerlerim açılınca zihnim de açıldı. Koşarken kendimle konuşuyordum. Aylardır yapmadığım şey tam olarak buydu. Ekranla konuşuyordum, müşteriyle konuşuyordum; kendimle konuşmuyordum.
Günlükte bunu bir tavsiye metnine çevirmedim, çeviremem de. O günlerde sigara da duruyordu ve kamerada ondan hiç bahsetmedim. Ciğerlerinin açıldığını söyleyen adam akşam aynı ciğerleri kapatıyordu. Bunu saklamak, kaydı kayıt olmaktan çıkarırdı.
Külün tavuğa dönüştüğü yer
Aynı gün sobayı yaktım, külünü aldım, tavukların altına koydum. Onlar o külde yuvarlanıp bitini piresini döküyor. Yani yanan odunun artığı, bir başkasının banyosu oluyor. Orada durup düşündüm: bu bahçede hiçbir şey atık değil, her şey dönüşüm hâlinde.
Ve şunu fark ettim: odunun külünü tavuğun banyosuna çeviren bir nizamın ortasında yaşarken, ben kendi yorgunluğumu hiçbir şeye çeviremiyordum. Onu sadece biriktiriyordum.
Kaydın sonunda kendi kendime söylediğim cümle şuydu: "Sadece susulur, dinlenir ve izlenir." O günlerde en zor gelen şey buydu — susmak, iş durur gibi hissettiriyordu. Bugün, günün büyük kısmının benim tasarrufumda olmadığı bir yerden bakınca, o cümlenin bir kaçış değil bir tedbir olduğunu görüyorum.
Günlüğün tamamı burada: https://berkehalilbayraktar.com/blog/tarihini-bilmedigim-bir-pazartesi
O gün "bunu her gün tekrar edeceğim" demiştim. Edemedim. Onu da günlükte yazdım, çünkü tutulmayan sözü kayıttan silmek kaydı bozar.
Kapanışta tek sual bırakıyorum:
Bedenime ayırdığım vakti hangi hânenin gideri yazıyorum?
Allah'a emanet olun.