Masada ağırlık üretmeyen teklif
18 Ağustos 2026
Selâmün aleyküm,
Askerliğin içinden yazıyorum ve arşiv sırayla açılmaya devam ediyor. Bugün giren günlük, geriye dönüp bakınca en kolay çarpıtılabilecek olanı — çünkü bu tür hâdiseler anlatılırken çoğu zaman bir mağdur ve bir kabahatli üretilir. İkisini de üretmemeye çalıştım.
15 Eylül 2025. Motora binip mahallî bir restorana teklif götürdüm. Görüşme istediğim gibi gitmedi. Kaba bir hayır yoktu; sadece masanın öbür tarafında bir mesafe vardı. Anlattığım şey duyuldu ama tartılmadı.
O akşam kayda iki ihtimal söylemişim: ya biz donanımızı ve tecrübemizi gösteremiyoruz, ya da karşımızdaki görmek istemiyor. Bir yıl sonra düşündüğüm şu: ikisi de aynı anda hakîki olabilir. Ama sadece birincisi benim elimde.
Karşı tarafı kötü adama çevirmek işin en ucuz kısmı. Halbuki adamın elinde benim işimi gösteren tek bir delil yoktu. Yirmi beş yaşında biri motorla geliyor, oturuyor, bir hizmet anlatıyor. Onun yerinde olsam ben de bir müddet beklerdim.
Asıl mesele başka yerdeydi ve onu itiraf etmek daha zor. O devrede şirket, nakit akışını ayakta tutmak için her şeyi yapan bir müessese hâline gelmişti: web sitesi, altyapı, otomasyon, danışmanlık. Teknik ekip de bendim, satış tarafı da. Şirket kendi kendini döndürüyordu, cebe bir şey kalmıyordu. Her şeyi yapan bir şirketin teklifi net olmaz; net olmayan teklif de masada ağırlık üretmez. Yani belki mesafe masanın karşı tarafında değil, ortada duran teklifin kendisindeydi.
On dokuz yaşımdan beri kendi işimi kurmaya çalışıyorum. O günlerin adını "henüz" merhalesi koydum: henüz tanınmadığımız, henüz elimizde bir delilin olmadığı, henüz sözümüzün arkasında bir sicilin durmadığı merhale. Mahzuru şu ki insan içindeyken ne kadar süreceğini bilmiyor.
O gün kırgın çıktım. Bunu saklamıyorum, birkaç gün kırgın kaldım. Ama kırgınlığın bir mahzuru var: tahlil aleti değil. Hiçbir şeyi düzeltmiyor, sadece meseleyi masanın öbür tarafına taşıyor ve orada bıraktığımız müddetçe elimizde hiçbir şey kalmıyor. Kırgınlık ucuzdur, çünkü bedava.
Ve "az kaldı" dediğimi de kaydettim. O gün hizmeti dijitalleştirince bu mesafenin ortadan kalkacağını düşünüyordum. Az kalmamıştı. Bunu bugün, aradan bir yıl geçmişken yazmak kolay; o gün yazamazdım.
Günlüğün tamamı — o gün ne oldu, kırgınlığı ne yaptım, neyi düzeltmedim — burada:
https://berkehalilbayraktar.com/blog/henuz-ciddiye-alinmadigim-gun
Bu haftalık tek sual:
Bir masada ciddiye alınmayı, karşımızdakinin insafına mı bırakıyoruz, yoksa teklifimizin netliğine mi?
Allah'a emanet olun.
Berke