İş seyahati dediğim şeyin arkası
16 Ağustos 2026
Selâmün aleyküm,
Bu arşivi açarken kendime koyduğum tek şart şuydu: parlak olanı seçip zor olanı atlamayacağım. Bugün girenler o şartın ilk hakîki imtihanı. Şubat'ta askerlik başladı, hâlâ devam ediyor; kanallar altı aydır sessiz; ajans kapandı. Sessizliğin arkasında duran şeyleri sırayla yazıyorum ve bugünkü, en sevmediğim yerlerden birine dokunuyor.
Eylül 2025'te bir iş seyahatine çıktım. Samsun'dan çıkıp İstanbul, Eskişehir ve Ankara'yı dolaştım. Sekiz yüz elli kilometre, birkaç görüşme, birkaç satış. Kâğıt üstünde iyi bir hafta.
Kâğıt üstünde olmayan kısmı şu: otel bütçem yoktu. Bir gece arabayı bir mektebin bahçesine çektim ve orada uyudum. Bir dinlenme tesisinde dört buçukta uyuyup yedi buçukta uyandığım da oldu. Aynı hafta ödenmesi gereken 25.000 liralık bir baskı vardı ve o gün elimde değildi; sabah erken kalkıp bulmam gerekiyordu. Bu rakamı o tarihe bağlı olduğu için yazıyorum — bugünkü hâlin rakamını bilmiyorum, bilmediğim rakamı da yazmam.
Beni asıl düşündüren, geceyi arabada geçirmiş olmam değil. O tarafı katlanılırdı, hattâ o gün kameraya "hiç şikâyetim yok, güzel bir gün geçirdim" demişim. Beni düşündüren, o hafta boyunca defalarca "iş seyahatindeyim" cümlesini kurmuş olmam. Bu cümle yalan değildi. Ama eksikti. Ve o eksiği düzeltmek aklımdan bile geçmedi, çünkü kimse sormuyordu.
Bir şeyi anlatırken kurduğumuz cümle ile o şeyin hakîki hâli arasında hep bir aralık var. O aralık kötü niyetle açılmıyor çoğu zaman; kendiliğinden açılıyor. Kimse arabanın arka koltuğunu merak etmiyor, biz de söylemiyoruz. Sonra bir gün dönüp bakıyoruz ve bizim hakkımızda dolaşan hikâyenin bizimle pek alâkası kalmamış oluyor.
Bunu bir kusur olarak yazmıyorum. Kimsenin her cümlesinin yanına bir dipnot düşme mecburiyeti yok; bir hafta yolda geçirip iki satırla anlatmak da yalan sayılmaz. Ama o aralık büyüdükçe tuhaf bir şey oluyor: insan kendi anlattığı hâle inanmaya başlıyor. O hafta arabada uyuduğumu birine söylemiş olsaydım, muhtemelen o haftanın sonunda kendime "vaziyet idare edilebilir" demezdim. Söylemedim, dedim ve idare ettim.
O hafta neyin tutup neyin tutmadığını da yazdım — çünkü hafta kötü geçmedi. Bir müşteri görüşmesi tam beklediğim gibiydi, bir satış görüşmesi dallandı ve müsbet kapanmadı. İkisi aynı üç güne sığdı. Bunun ikisini birden kaydetmediğim bir arşivin bir kıymeti olmaz.
Günlüğün tamamı — Çakallı'daki menemenci, İstanbul'da dallanan satış görüşmesi, dönüşteki yağmur ve o hafta neyin tutup neyin tutmadığı — burada:
https://berkehalilbayraktar.com/blog/arabada-gecen-is-seyahati
Bu haftalık tek sual:
Yaptığımız işin hakîki hâliyle, o işi anlatırken kurduğumuz cümle arasındaki mesafeyi en son ne zaman ölçtük?
Cevabını bana yazmanıza gerek yok. Bir kere kendinize söylemeniz yeter.
Allah'a emanet olun.
Berke