İmam Gazâlî: İki Şehveti Dizginlemek · 1. bölüm
Üç Gündür İlk Lokma

Bir kız, kendi elleriyle pişirdiği ekmekten bir parça ayırır. Tek başına yemeye gönlü razı olmaz; babasına götürür. Babası ekmeği alır ve şöyle der:
"Şunu bil ki! Bu ekmek üç günden beri babanın ağzına giren ilk yiyecektir."
Kız Hz. Fâtıma'dır; baba, Allah Resulü. (Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr, 750)
Bu sahneyi okuyunca insanın aklına ilk gelen sual kendi sofrası oluyor: Bugün kaç kere bir şey yedim? Gazâlî'ye göre bu sualin cevabı yalnız mideyi değil; uykuyu, dili, şehveti, hatta namazdaki huzuru ilgilendiriyor.
İki şehvet, bir kitap
Bu yazı, Gazâlî'nin İhyâ'sından Kitâbu Kesri'ş-Şehveteyn'i, Türkçe adıyla İki Şehveti Dizginlemek'i okuduğumuz üç bölümlük serinin ilki. İlk iki bölüm mideye, üçüncüsü cinselliğe ayrılıyor. Gazâlî bu ikisini aynı kitaba boşuna koymamış: ona göre biri, diğerinin kapısı.
Baştan bir kaydı düşeyim: bu bir diyet yazısı değil. Gazâlî'nin derdi kilo değil; kalp.
Mide neden bir kapı?
"Mide ile tenasül organı, cehennem kapılarından birer kapıdır. Bunların temeli de tokluktur."
Cümlenin ağırlığı "temeli" kelimesinde. Mesele yemek değil; doyduktan sonra da devam etmek.
Ölçüyü Allah Resulü veriyor:
"Âdemoğlu, midesinden daha şerli bir kap doldurmuş değildir! Âdemoğluna, belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemek istiyorsa midesinin üçte birini yemek, üçte birini su ve üçte birini de nefes almak için ayırsın." (Tirmizî, 2380)
Bir de şu hadis var: "Mümin bir bağırsağı dolduracak kadar, münafık ise yedi bağırsağı dolduracak kadar yer." (Benzer lafızlarla Buhârî, 5393; Müslim, 2064) Gazâlî burada durup bir yanlış anlamanın önünü kesiyor: kimse münafığın yedi bağırsağı olduğunu sanmasın; bağırsak, şehvetin kinayesi. Yani mesele midenin hacmi değil, iştahın insanı ne kadar yönettiği.
Sual: Son öğününde doyduğunu fark ettiğin an ile sofradan kalktığın an arasında kaç lokma vardı?
İtirazı en güçlü hâliyle kurayım
Gazâlî bu itirazı kendisi soruyor; ben de onun kurduğu gibi bırakıyorum. Açlıkta sadece mideye acı vermek ve acıya katlanmak var. Eğer sevap acı çekmekten geliyorsa, insanın kendine vurması, etini kesmesi de büyük sevap olmalı. Açlığı kutsamak, acıyı kutsamaktan başka nedir?
Cevabı bir teşbih. İlaç içip fayda gören, fakat bu faydanın ilacın acılığından geldiğini zanneden birini düşün. Bu adam bundan sonra acı olan her şeyi yutmaya başlar. Yanlış. Fayda acılıktan değil, ilacın içindeki hususiyetten gelir.
Açlık da öyle. Sevap acıda değil; açlığın kalpte açtığı kapıda. Gazâlî bir şey daha ekliyor: o hususiyeti bilmesen de, ilacı içen gibi faydasını yine görürsün.
Ölçü de kitabın içinde. Allah Resulü'ne dünya hazineleri sunulduğunda şöyle buyurmuş:
"Hayır, istemem. Bilakis bir gün aç, bir gün tok olurum. Aç kaldığım zaman sabreder, yakarışta bulunurum. Tok olduğum zaman da Allah'a şükrederim." (Benzer lafızlarla Tirmizî; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 21685)
Bir gün aç, bir gün tok. Kendine eziyet değil; denge.
Açlığın kalpte açtığı kapılar
Gazâlî açlığın on faydasını sayıyor. Bir kısmı doğrudan kalple ilgili.
Birincisi basiret. Tokluk kalbi ağırlaştırır. Gazâlî'nin aktardığına göre Lokman Hekim oğluna şöyle demiş: "Ey oğlum! Mideyi doldurduğun zaman fikir uykuya dalar, hikmet dilsiz olur, organlar da ibadetten uzaklaşarak öylece kalakalır."
İkincisi kalbin incelmesi. Nice zikir var ki dil söyler, kalp ne etkilenir ne lezzet alır; arada bir perde varmış gibi. O perdeyi inceltenin en büyük âmili midenin boş olması. Ebu Süleyman Dârânî: "İbadetin bana en tatlı geldiği an midemin sırtıma yapıştığı andır." Cüneyd-i Bağdâdî daha sert:
"Bir insan ki kendisiyle göğsü arasına bir yemek torbası asar ve buna rağmen münacatın tadına ermek ister!.."
Namazda huzurun neden kaçtığını merak edenler için Gazâlî'nin cevabı bazen insanı rahatsız edecek kadar basit.
Bir de unutmamak var. Tok olan, açlığı da aç insanı da unutur. Hz. Yûsuf'a hazineler elindeyken neden aç durduğu sorulduğunda "Doyduğum zaman aç insanları unutmaktan korkuyorum" demiş.
Zincirin ilk halkası
Gazâlî'ye göre en büyük fayda başka: bütün günahların kaynağı şehvet ve kuvvet, kuvvet ve şehvetin temeli de yiyecek.
"Nasıl ki sen serkeş bir hayvanı aç bırakmak suretiyle zayıf düşürüp de zapt edebiliyorsan nefsi de ancak aç bıraktığında zayıf düşürüp zapt edebilirsin."
Zünnûn-i Mısrî'nin itirafı: "Ne zamanki karnımı doyurduysam ya isyan etmişimdir ya da günaha yeltenmişimdir."
Zincir iki yere uzanıyor. Biri dil: tok insan oyun ve eğlence ister; oyun ve eğlence de insanların onuruna dil uzatmaya varır. Gıybet, yalan, laf taşımak. Diğeri cinsel şehvet: karnını doyuran tenasülüne sahip olamaz; takvası mâni olsa gözüne, gözünü yumsa düşüncesine sahip olamaz. Gazâlî'ye göre o düşünceler namazda bile gelebilir.
Mide, dil, göz, düşünce, namaz. İkinci şehvetin kendisini serinin son bölümüne bırakıyorum.
Vakit ve cüzdan
Faydaların bir kısmı günün kendisine dokunuyor. Tok olan çok su içer, çok su içen çok uyur; Gazâlî'ye göre uyku bir çeşit ölüm ve çokluğu ömrü azaltır.
Yemek vakit ister: almak, pişirmek, yemek, toparlamak. Ali Cürcânî'nin, kavutu çiğneyerek yemekle çiğnemeden yemek arasındaki sürede yetmiş tesbih çekebileceğini hesaplayıp kırk yıl kavutu çiğnemeden yuttuğu anlatılır. Taklit edilecek bir şey değil; mânâsı, ömrün her nefesinin hesaba dahil olması.
Az yemeye alışana az mal yeter; doyasıya yemeye alışan için mide her gün gırtlağa yapışan bir alacaklı: "Bugün ne yiyeceksin?" İbrahim b. Edhem'e yiyeceklerin pahalı olduğu söylenince "O halde o yiyecekleri almamak suretiyle ucuzlatınız" dermiş.
Son fayda artanı vermek. Gazâlî bağlıyor: yemeğin fazlasını fakire vermek, yiyip de vebalini kat kat artırmaktan daha hayırlı.
İkinci bölümde mideyle devam edeceğiz.
Yedi günlük tek amel
Yedi gün boyunca akşam yemeğinde doymadan bir lokma önce kalk. Son lokmayı bırak ve o an bir "elhamdülillah" de.
Neden akşam, neden tek lokma? Ebu Süleyman Dârânî'nin sözü:
"Akşam yemeğinden bir lokmayı terk etmek bana bütün geceyi sabaha kadar ibadetle ihya etmekten daha sevimlidir."
Kitapta bir tabibin sözü de geçiyor: hastalık olmayan ilaç, iyice acıkmadan yemeğe oturmamak, doymadan da sofradan kalkmak.
Oruç değil, perhiz değil, kalori hesabı değil. Tek lokma. Bir sağlık meselen varsa beslenmeni doktorunla konuş; bu amel kalp için, kilo için değil.
Son sual
Fudayl b. İyâd nefsine şöyle dermiş:
"Hangi şeyden dolayı korkuyorsun? Aç kalmaktan mı? Bundan korkma! Çünkü sen Allah'ın katında aç kalacak kadar değerli değilsin."
Allah Resulü üç gün aç kalabildi. Bize düşen tek bir lokma.
Senin bırakamadığın o son lokma hangisi?
Allah'a emanet olun.
Not: Hadislerin kaynakları kitabın dipnotlarından alındı. Çevirmenin kaynağını bulamadığını belirttiği rivayetleri yazıya almadım.
Diğer kayıtlar
Kalbin Kapısında Kim Var?
Fütûhu'l-Gayb'ın yedinci makalesi: kalbin kapısında bekçi olmak, putun değişip secdenin aynı kaldığı bir çağ ve Âdem'in düşüşünden kalan ders.
Eksiyi Sıfır Yapmak
İlk bölümlerde "sıfırı bir yapmak" demiştim. Yanlış kullanmışım. Arşivi kapatan kayıt, o düzeltmenin kaydı.